İşte çabucak gelmişti. Aylar önce almıştım haberi ama gideceğim günün bu kadar çabuk geleceğini düşünmemiştim. Ahhhh bizim o deyimlerimiz var ya… Sayılı gün çabuk geçer… Ve öyle oldu. Roma’ya gitmeme saatler kalmıştı işte. Heyecan…. Gece uyumamam gerekirdi belki de ama şaşılacak şekilde güzelce uyudum ve sabahın ilk ışıkları bile pencereden süzülmeden, gözlerimi açtım. Son hazırlıklarımı tamamlayıp, pasaportumu çantama koyup koymadığımı kontrol edip (birkaç kere kontrol etmişte olabilirim hatırlamıyorum..) yola koyulduk.
Esenboğa’ya doğru yavaşça yol aldık. Annem… Üniversiteyi şehir dışında okumayanlar daha iyi anlayacaklardır beni. Annenizden ilk kez ve uzun süreliğine ayrılmak, gerçekten çok zor. Her gün İtalya sözcüğünü duyduğunda gözlerinde biriken yaşları saklamaya çalışmasını izlemek de… Bu güzel fırsatı değerlendirmek gerekti ve bu da annemden, ailemden ayrılmamı gerektiriyordu.
Havaalanında geçirdiğimiz 1 saat boyunca saçma sapan şeylerden konuştuk annem, ben ve kardeşim. Sanki biraz sonra uçağa binecek olan ben değildim. Ayrılık vakti geldiğindeyse son bir saat boyunca yanımıza uğramayan hüzün, birden ortaya çıkmıştı. Kardeşime ve anneme sıkıca sarıldıktan sonra uçağımın bulunduğu kapıya doğru gittim. Nasıl oldu bilmiyorum ama hüzün kayboldu. Sanırım tek başıma çıkacağım yolculuğun stresi ve heyecanı ağır bastı. Ailemden ayrılmak gerçekten üzücüydü fakat yolculuk zor mu geçecekti ne? Evet böyle bir hisle kapıya doğru yürüdüm. Bu arada Ankara’daki Esenboğa havaalanı gerçekten güzel. Bunu Roma’ya gelince daha iyi anladım.
Neyse lafı daha fazla uzatmadan yolculuğumu anlatayım. Uçağa ilk kez binen biri tedirgin olur herhalde. Ben bunu hissetmedim. Annemin uçaktan korkmayacak mısın sorusuna karşılık; “Neden korkayım ki!” dedim hep. Öyle de oldu. Günümüzün en güvenli ulaşım yolu havayolu değil miydi? Yukarıdan her şey o kadar güzeldi ki… Bir kez daha insanların güçlerinin olduğu bir dünyada yaşasaydım gücümün uçmayla ilgili olmasını neden istediğimi anladım. O bembeyaz bulutları görmek gerçekten güzeldi. Bir de uçtuğunuzu ve bulutların içinden geçtiğinizi hayal etsenize… Rüzgarı teninizde hissetmek… Neyse uçmak ile ilgili hayallerimi boş verip devam edelim…
İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’nda yaptığım aktarmadan sonra Roma’ya doğru yol alacaktım. İki uçuşun arasında yaklaşık 1.15 dakika vardı ve ben bu arada uzun süredir göremediğim arkadaşımı görmeyi planladım. Plan güzeldi ama uçuştan en az yarım saat önce kapıda olmamız gerektiği gerçeği daha da güzeldi. 15 dakikalık kısa bir görüşmeden sonra 201B numaralı kapıma doğru yola koyuldum. Yol çok mu uzundu ne… Havaalanını baştan sona yürüdüm. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim Sabiha Gökçen Havaalanı da muhteşem. Bu konuyu ısrarla açmamın nedeni Roma’ya sağ salim ulaştığımız da anlaşılacak.
Sonunda geldim sanırım… İki saatlik bir yolculuk sonunda Fuimicino Havaalanın’daydım işte. Vize başvurusu sırasında karşılaştığım arkadaşım ve onun arkadaşıyla birlikte hiç bitmeyecekmiş gibi görünen ve her ülkeden vatandaşı içeren bir kuyruk bizi bekliyordu. Tabi bundan önce Fuimicino Havaalanının sahip olduğu ve benim bir tane olduğunu düşündüğüm otobüsü beklemek zorundaydık. Pegasus kabin memurlarının (hostes kötü bir şey mi demek anlamadım kiiii neden kabin memuru diyoruz?) konuşmalarından duyduğuma göre uzun süre beklendiği olmuş. Neyse ki bizim ki 2 sefer yaptı da çabuk geldi ama bu çabukluk işimize yaradı mı? Tabi ki hayırrr!!! O sıra biz gidene kadar o kadar uzamıştı ki. Sırada bizim uçağımızdan sadece beş altı kişi vardı. Geçmek bilmeyen bir buçuk saatin ardından suratımıza dahi bakılmadan pasaportumuza onayımızı alıp geçebildik. Dışarıdan bakıldığında 2 katlı eski bir otogarı andıran bir yerdi Fuimicino. Birkaç fotoğraf ekleyecektim ama netteki fotoğraflar gayet güzel görünüyor. O yüzden benim tanımlamamla yetinebilir ya da bir gün siz gelip görebilirsiniz. Bu çileli bekleyişten sonra bir sorun daha çıktı tabi ki. Valizlerimiz ortada yoktu. Şu valizleri aldığımız ve ismini bilediğim dönen kısımlar neden boştu ki? Evet kaybolmuşlardı… Pegasus’tan inen başka arkadaşların da bagajları yoktu. Bunu sorduğumuz bayan biz 9 numaralı kapının oraya yönlendirdi. Kapının ardında konuşmaya dalmış havaalanı çalışanları İngilizce sorumuza karşı ilk önce kayıtsız kaldıktan sonra pegasus lafını anlayıp valizlerin olduğu yeri işaret ettiler. İşte küçük bir umut… Sonucu tahmin edebildiniz mi? Bir de 11 numaralı kapıya gidin? Güzel gidelim. Nemrut yüz evet, ilgilenmeyen bakışlar evet… işte karşımızdaki bayan böyleydi. Ama hakkını yemiyim bir şeyler söyledi ve bizi bilgi aldığımız masaya geri yolladı. Bu da işe yaramadı. Çaresizce ne yapalım derken bir kez daha 9 numaralı kapıya gitmeye karar vermiştik ki kapı kilitliydi. Son bir umutla etrafa bakınmaya karar verdik ve 3 arkadaşımız valizlerini buldu. Tamamıyla farklı bir yerdeydi eşyalar. Benim valizim ise ortalarda yoktu. Sıkıntıdan ne yapacağımı bilemezken 9 numaralı kapıyı kapatıp giden çalışanlardan birinin ortada bıraktığı valizi gördüm. Valizin yanında bir kişi ve bir de başka valiz vardı. Bunun benim valizime benzeyen başka bir valiz olduğunu düşündüm ve üzülmeye devam ettim. Gerçekte ise o benim valizimdi J eğer herkeste olabilecek renklerde bir valiziniz varsa sizin olduğunu anlamak için bir kurdeleyi tutulacak kısmına bağlayın. Ben tek valizimi kaybettiğim düşüncesiyle kahrolmuştum ve bu iğrenç bir duygu. Bu nedenle valizinizi 50 metre öteden tanıyacağınız bir yöntem geliştirin. J
Kısa sürede olsa ecel terleri döktükten sonra saat 4 te (italya saatiyle, bunu neden açıklıyorsam J ) havaalanından ayrılmaya karar verdim. Saat Arpino’ya ulaşmam için geçti. Buradaki mentourumun bana yollamış olduğu tren ve otobüs saatleri daha erken vakitler içindi ve bundan sonraki saatlerde otobüs bulamayabilirdim. Ama gözümü karartıp yola çıktım.
Fuimicino Havaalanından Roma’ya yaklaşık 50 dakikalık bir tren yolculuğu yaptım. Hiç bir durakta durmadan giden bu trenin adı Leonardo. Aslında havaalanından Roma Termini’ye (Roma’nın ulaşım merkezi olan garının adı: ayrıca metro istasyonlarına da bağlantısı var.) otobüslerde var ve bunlar daha ucuz ( Leonardo 15 €, otobüsler 7 €) ama bu kadar geç kalmışken otobüs beklemeyi göze alamadım. Biletimi aldıktan sonra trene doğru 32 kilo gelen kocaman valizim, sırtımdaki sırt çantam, omuzumdaki laptop çantam ve diğer omzumdaki küçük çantamla yola koyuldum. Trene binmek gerçekten eğlenceli olacaktı. Valizimi tüy gibi kaldıracaktım o kocaman basamakta. Neyse ki İtalyanlar yardımseverler. Yoksa bu yolculuk daha da kötü olabilirdi. Cengaver bir İtalyan valizimi tüy gibi kaldırıp trene koydu.
Fuimicino Roma’nın uzak bir ilçesi ve yolculuk sırasında birçok apartman dairesi gördüm. Bu apartmanların bana ilginç gelen yönü çamaşır iplerinin olmasıydı. Bunun neresi ilginç diyebilirsiniz ama ben kurutma makinalarını kullandıklarını düşünmüşümdür hep. İpte asılı kırmızı don görmek gerçekten ilginçti benim için. Bir diğer ilginç nokta da grafitilerdi. Her istasyonun kenarındaki duvarlar grafiti doluydu. Grafitileri hiç sevmem. Kötü bir görüntüleri var açıkçası.
Sonunda Roma Termini’ye ulaştığımda 6. Hissimle yönümü buldum. Ama 6. His de bir yere kadardı bilet gişelerini bulmam biraz zor oldu. Hayatımda gördüğüm en ilginç biletti bu. Kalkış saati, platformu gibi bilgiler yoktu. Ne olduğunu anlamaya çalışıp yürürken birine sorayım dedim. Yarı İngilizce yarı İtalyanca derdimi anlatıp, karşımdaki hafif tombul kızıl saçlı toraman gencin yarı İngilizce yarı İtalyanca açıklamalarını dinledim. İtalyanlar esmer insanlarmış ya… hıı hıı evet… Leonardo trenine binmeden önce gördüğüm Kıvanç Tatlıtuğun yeni halinden bozma italyana söyleyin bunu… neyse bu açıklamadan sonra platformların olduğu yere gittim. Nedense bu toraman gencin cevapları yeterli gelmedi bana. Bu nedenle başka birine daha sordum. İç güdülerim gerçekten yardımcı oldu bana. Söyledikleri tam olarak doğru değilmiş. Sorduğum diğer kişi de İtalyanca konuştu benimle neyse ki biraz da olsa anlıyordum İtalyancayı. Güzel haber geldi(!) 1.15 dakika bekleyecektim. Saat mi kaçtı? Altı… Susuzluğuma daha fazla dayanamadığım vakit. Hemen oradaki bir büfeden battal boy -750 ml.- bir su aldım ama aldığım su mineralli suydu. Maden suyu değil de bir değişiği. Açıkçası çok susuz olduğum için gayet güzel gitti ama dürüst olursam o kadar güzel değildi. Alışmak gerekecek.
Uzun bekleyişim süresince bir olay olmadı neyse ki. Ama insanları gözlemleme fırsatım oldu. Her tip insan mevcut. Bana ilginç gelen başka bir şeyde babet modasının İtalya’da da olması. Diğer ilginç yön de kasiyerlerin hiç değişmiyor olması. Ülke nasıl olursa olsun kasiyerler pek yüzünüze bakmıyorlar nedense. Şimdi Roma Termini’de çok kalabalık bir yer. Haklı aslında. J neyse bu bekleyişten sonra 19.17 de trenime bindim. Yolculuğum 20.45 te bitecekti. Arpino’ya nasıl gidecektim? Frosinone’den Sora’ya otobüsle gidip orada Alessandra’yı bekleyecektim ama vakit o kadar geç olmuştu ki. Alessandra’yı arayıp Trene yeni bindiğimi söyledim. Zavallı kadın şaşırdı. Sora’ya otobüs olmayacağını bu nedenle beni Frosinone’den alacağını söyledi. Keşke baştan bunu yapsaydık J
Trende karşıma sarışın çok şeker bir bayan oturdu. Yanında da bir genç vardı. Yine İtalyanların esmerliğiyle ilgili tabularını kıran açık kumral saçlı biriydi. Yabancı olduğum anlaşılıyor sanırım. İkisi de arada bana baktılar. Yolculuğum iyiydi ama telefonumun şarjı bitiyordu. Alessandra ve hala ulaşıp ulaşmadığımı merak eden ailemle konuşmalıydım. Siz siz olun sahte batarya almayın. 1 gün dolmadan biten bataryalar… Neyse ki biraz eskimiş olan gerçek bataryamı yanıma almıştım ve içi az da olsa doluydu. Aramaları yapabildim.
Beni rahatsız eden bir konu da anonslardı. Daha doğrusu anonsların olmayışı. Hangi durakta olduğumu anlayamıyordum. Karanlıkta tabelaları seçmeye çalışıyordum. Sonunda karşımdaki gence sordum ama İngilizcesi iyi değildi ne yazık ki. Yine sınırlı İtalyancam la anlaştık. 5 durak vardı inmeme. Frosinone’ye yaklaştığımız da bana haber vermesini istedim ama sonraki durakta inmesi gerekiyordu. Cama yapışıp her tabelayı dikkatle okumaya başladım. Bu işimi görürdü ama trenin kapıları kısa süreliğine açılıyordu ve ben o 32 kiloluk koca valizimi kapılardan zor geçirirdim. Trende çok az kişi vardı. Benim konuşmalarımı duymuş olan enteresan bir amca Frosinone’ye yaklaştığımızı söyledi. Ve sonunda gelmiştim. Zorlu bir merdiven inişinden ve yardımsever bir İtalyan sayesinde daha kolay olan bir merdiven çıkışından sonra Alessandra’yla buluştum. ..
İşte başlığımız gerçekleşti. Arpino’da bir öğretmen… Arpino’ya İtalya’ya alışmaya çalışan bir öğretmen…
Zorlu bir yolculuk gecirmissin Aysun. Sanirim Avrupa'da hep mineral water satiliyor, biz de Atina'da ayni gercekle karsilastik.
YanıtlaSilArpino seninle daha senlenecektir, umarim memnun kalacagin bir tecrube yasarsin.
Sevgiler
Kubra